13 Nisan 2016 Çarşamba

Genel Kültür

Ekim 15 ve iki bin beş Antalyadan,İspanya'ya geldiğim gün.
İlk üç gün çok güzeldi. Neden? Çünkü tatil tadında ve Barcelona da geçiyordu herşey.
Şimdi kalkıpta sonrası kabustu diyemem. Ama kabuslarda olmadı değil.
Kabusun en büyüğü yaşanan yalnızlık idi. Her ne kadar  çok sevdiğim bir sevgilim ve hatta onun için buralara gelmiş olsamda, insan aynı dili konuşmadığı süreçte yalnız hissedebiliyormuş. Bu da burada öğrendiğim mühim şey oldu.
Sonra..
10 yıl aradan sonra üniversiteye başladım. 20 yaşımdayken bunu yapabilmenin ne kadar kolay olduğunu keşfettim. Şuan 30 olduğum gerçeği de bu yazıyı yazarken bir kere daha karşıma çıktı. Bir kadının 30 yaşında olmasının dayanılmaz hafifliğini tadıyorum gün be gün yetiremediğim enerjimi yaşadıkça.
Zaragoza şehrindeyiz. İspanya'nın 5. büyük şehri olmakla beraber bir çölün ortasından geçen ve İspanya'nın en büyük nehri olan Ebro nehrinin orta yerine kurulmuş bir şehir burası. Uzun uzadıya anlatıp sıkmak niyetinde değilim. Zaragoza'yı merak eden burdanyaksın.  Bir detay Zaragoza'nın orjinal okunuşu peltek bi şekilde söylemle Saragosa. Ve evet komik! Burada kışlar sert,kuru ve bol rüzgarlı geçiyor. Yazını henüz göremedim ama dilerim yazabilme şansım olur bununla ilgili olarakda. "Yağmır yağmiyir mi? , Kar düşmiyir mi?" gibi sorularla gelenler için; Buraya yılda bir kere, oda 3 saat kadar kar yağıyor. Yağmur desen "gökten nem düşüyor" şeklinde adını koyduğum yeni bi hava akımı halinde.
Lakin bu şehrin insanlarına ve tapaslarına değinirsek, 10 üzerinden 8 puanı gönül rahatlığıyla verebilirim. İnsanlar nazik ve arkadaşça. Soru sorduğunuzda siz anlayana kadar herşeyi yapıyorlar. Hiyerarşik düzen maalesef küresel bir durum olduğundan burada da söz konusu. Fakat bunu iliklerinizde hissetmiyorsunuz. Günlük hayatta bir pub'a girdiğinizde Milletvekilide olsanız aynı muameleyi görüyorsunuz. Bunu böyle detaylıca açıklamamın sebebi başında bahsettiğim lokasyonla alakalı. Barcelona da ya da Pamplona da insanlar sizden pek memnun olmayabiliyorlar. Bu farkı anlayabilmek için en az 1 ay bu ülkede vakit geçirmenizi öneririm.
Tapaslara gelince. Tapas; çeşitli aperatiflerden oluşan ve acıktığınızda geçiştirici ya da yediğiniz porsiyona bağlı olarak karnınızı doyurucu küçük sandviçler,kanepelerden oluşan bir yeme biçimi. Her haftanın perşembe günü tanesini 1 euro'ya  alabileceğiniz Tapas sokakları belirleniyor Zaragoza da. Web üzerinden lokasyona ulaşıyorsunuz ve sokak boyunca girdiğiniz her bar ve pubda Tapas larınızı 1 euro ya mideye indirebiliyorsunuz.
İspanyollar tatlıları çok seviyorlar. Milföy hamuruyla yapılmış zilyon tane tatlı keşfedebilirsiniz. Dini ve özel günlerde süprizli tatlıları mevcut.
 Churros adında İstanbulda da yeni yeni meşhur olmaya başlamış tatlısı bizde ki halka ya da kerhane tatlısı ya da tulumba tatlısına ne kadar benzese de churros daha ziyade şekersizdir. "Çokolate kon çurroz" un açılımı; churros'a özel bir bardak dolusu sıcak çikolata ve churros'un kendisi ayrı ayrı alınır ve churros'u sıcak çikolataya batırarak yemeye başlarsınız. Çikolata gayet sıcak olduğundan Sahlep etkisi tadında boğazınızdan aşağı doğru yavaş yavaş yakarak akan o enfes acıyı yaşamamak için  yavaş yiyiniz!
Afiyetle!

12 Nisan 2016 Salı